29 Ocak 2013 Salı

Şimdi Gönlüm Akşam Pazarı



Şimdi gönlüm akşam pazarı, soğuk ve yağmurlu. Pazar tezgahlarını aydınlatan, üzeri pembe mavi folyoyla kaplanmış yanan ışıklar gibi. Her yerde bir telaş var şimdi… Gündüz özenle dizilen elmalar ; domatesler, limonlar, patatesler şimdi talan olmuş kimisi yerlerde kimisi tekrar toplanmayı bekliyor, dağılmış orta yerde. Şimdi bir çığlık ve yaygara hakim pazara, yağan yağmura inat, botlar var herkesin ayağında; ayaz ise en ücra köşelerde bile hissettiriyor kendini ve şimdi ‘Pazar’ bile üşüyor, ben üşüyorum.Pazar yeri bir sokak bir hol… Pazarın dışındaki her yer karanlık.Karışık meyve kokuları arasında pazarın içine doğru ilerlerken tepemizde pazar boyu devam eden brandalar… Brandalar ıslak.Yağmur tanelerinin brandaya tıp tıp vurması yürümenin ritmini tutuyor adeta.Ama brandaya çarpan her yağmur damlası kendini ayırt ediyor ortamdaki zengin gürültüden… Hava bir hayli kasvetli ve deminden beri ellerimizi soğutmayla meşgul olan rüzgar, şimdi yüzümüzü okşuyor bende buradayım dercesine.Ama çok konuşmuyor kimse, her şey tezgahlardaki meyveler gibi az ve öz şimdi. Herkes anlık hareket ediyor, sanki herkesin acelesi var ; sanki herkes kaçıyor bir şeylerden..  
Tezgahların aydınlatılması için yanan ışıklara telaşla yardım eden jeneratörün sesi, şimdi çalışan kamyonun sesine karıştı.Işıklar hala aynı, jeneratör sustu gibi. Rüzgar ise aynı deminde, kendi halinde.Pazarcıların bağrışmalarındaki fonu üstlenen jeneratör, az önce çalışan kamyonun durmasıyla tekrar sesini duyuruyor tüm tezgahlarına pazarın.Arada bir yere düşen demir boruları ise sertlikten gem vururcasına ortamın çetin şartlarını yineletiyor.
 Rüzgara yağmura ve soğuğa aldırış etmeden dolaşan insanlar var pazarda, tek ve son ümitlerini şimdi harcıyorlar.Hayatlarına baharın hiçbir zaman girmediği insanlar hep aynı mevsimdeler.Ama şimdi mevsimlerden akşam pazarı… Dağılmış tezgahlarda meyve seçerken; evden çıkmadan tezgahtan beklentilerini askıya almış ve o askıdan da yalnızca montunu alıp çıkmışlardı dışarı.Ne götürürse kârdı. Şimdi pazar kendisinden beklentileri olmayanlar içindi.Tam da ona göre hazırlamıştı kendini.Tek başına pazara çıkmış kadınlar çoğunlukta ve hepsinin aklı evde altı yanan yemekte.Kendini evden aşırmış çocuklar ise anneleriyle akşam pazarına dahil oluyorlar şimdi…
Beklentilerini askıya alamayanlarda pazarda görünüyor şimdi. Tüm umutlarını kartonlara doldurup denize atmış gibiler. Şimdi her yerde karton aramaktalar, akşam pazarı onlar için bir umut, umut ise onlar için karton demekti. Çünkü onlar beklentilerini askıya alacak askıları olmayanlardı.
Görevi bitmiş gibi durdu yağmur. Ama her yer ıslak ve soğuk şimdi.Herkesin elinde poşetler yürüyorlar. Tezgahların önü arkası belli değil,etrafında dönenler var.Bir de tezgahların altında bir oradan bir oraya kaçan umutlarını tezgahtan yere düşenlerde arayan kediler var.Köpekler biraz ileride her yerin sakinleşmesini beklemeye dalmışlar.Yere düşmeden ayıklanıp kasalara kaldırılanların yanında, tezgahta atılmayı bir işe yaramayı bekleyen tek tük meyveler de var. Bir tanesi var ki;  hiç bir işe yaramadan gün boyu bekleyip kimsenin poşetine girememiş, toplanan tezgahta kasalarda yerini alamamış ve şimdi yere bile düşmemiş yapayalnız tek bir domates var..
Gün boyu, özenle yaptığı cam kapakları olan el arabasıyla simit pohaça satan adam şimdi çıktı pazardan, el arabası boştu.Ne de olsa umutlarını el arabasında taşıyordu.
Toplanan tezgahların yerini, ezilmiş çürümüş meyveler ve kartonlar aldı.Kamyonlara doldurulan kasaların içi rahat, kamyonlar çalıştı ve her yerden kamyon sesi taştı ara sokaklara.Brandalar toplanınca apartmanlarda yanan ışıklar görüldü,içinde yanmak üzere florasan lamba olan bir dairenin penceresine ışık gelip giderek yandı ve şimdi tüm pencereler aynı, ışıklar sanki sokak lambalarına destekti şimdi…
Poşetlere girememiş, kasalardan yana yasaklı ve tezgahtan geç düştüğü için kedilerle bile merhabalaşmadan çöp kamyonunu bekleyen domates şimdi gerçekten yapayalnız.Üstüne basılmanın değil yapayalnız bir çöp olmanın burukluğu vardı şimdi, o ezilen yerinde.Onu toplamaya gelen çöpçüler bile şanslıydı ondan, en azından bir süpürgesi vardı ve bir umuda sahipti.Şimdi kimse yok sokakta, az önceki kargaşadan, meyve kokularından ve yanan ışıklardan eser kalmamıştı. Herkes gitmişti. Balkonlardan sokağa fırlatılan içi dolu çöp poşetlerinin yere çarpmasıyla ürktü. Ve  bir sokak lambasının altında, çöp olmanın yalnızlığını balkonlara bakarak paylaşırken; çiselmeye başlayan yağmur tanelerinin arasından titreyerek yaklaşan bir kıvılcımı gördü.Önüne düşen izmarit’in kırmızı sarı ışığına bakarak kayboldu.
Ve şimdi gönlüm akşam pazarı, herkesin uzanabildiği… Her tezgahta bir parça umut, her akşam pazarındaki yanan ışıklar gibi loş… Her hatıra kadar masum… Herkes kadar yalnız.



19 Ocak 2013 Cumartesi

MONOTONLUK MARATONU

Günün en güzel ânı, belki de sabahın ilk ışıklarıdır.Soğuk bir gün, soğuk bir sabah.Yatağından kalkan herkesindir bu gün, hem de hiç ücret ödemeden herkese bedava; herkesi kucaklayan güne, merhaba..

Tek tük apartman pencelerinde ışıklar açık ve İstanbulun betonarme sokaklarındaki bazı ağaçlarda geceden kalma kuşlar uğultulara başladı… Sokaklardaki soğuk, evlerin dışarıya açılan her kapısından içeri taşıyor; sabah soğuğu başkadır ve her mevsim aynıdır.Nedeni soğuktanmış gibi rüzgarın yerde sürüklediği bir gazete kağıdının sesi duyuluyor, sapasakin sokakta. Bir anda tüm binaların arasından yankılanarak gelen kepenk sesleri duyuluyor ve az sonra bir kedi sokağın bir ucundan diğer ucuna aheste aheste yürüyor.  İşe yetişmek üzere olan bir kamyon aniden beliriyor sokağın ortasında, az önce yerde sürüklenen gazete kağıdının üzerinden geçerken tekerleğindeki çamurla yapıştırıveriyor kağıdı asfalta. Bir demir kapı sesiyle irkiliyor ağaçlardaki kuşlar ve ardından topuklu ayakkabı sesleri ‘tik tak tok tok tik tok’ tonlamalarıyla sanki evde yalnız yaşayıp ne yapsa duyulan ve yaptığından kendi de rahatsızlık duyarmışcasına hareket eden bir kadın yürüyor… Bir iki tane kuş akşamdan ekmek tanesi silkelenen yere hızla inerek kahvaltılarına başladılar bile.Kuşları seyre dalan kadının önüne hızla bir araba yanaşıyor, gelen servise nayif bir şekilde binen kadın ; araba kalkarken camdan kuşları seyretmeye devam ediyor… Sanki sokaktan hiç ayrılmak istemedi, o sakinliğe o dinginliğe kuşların ekmek kırıntıları arasındaki sessizliğe adeta hayran kaldı.Belki hiç fark etmedi o sakin sessizliği, hiç farkına varmadı şehrin anbean kovalamacasından gürültüsünden sürekli bir seyir halinde olmaktan başını kaldıramamıştı.Şimdi ise sokaktan uzaklaşırken günün o anındaki dinginliğe hayran yol almaya başladı..
Geride kalan sokak, şimdi bir ilkokul öğrencisini evden okula yollamaya hazırlanıyor.Beslenme çantasına konmak üzere haşlanmış yumurta kokusu, apartmanın ikinci katındaki mutfak kapısından geldiği aşikardı. O sırada işe gitmek üzere hızlı adımlarla yürüyen deri ceketli bir adam kahvaltı yapmadan yaktığı sigarasından çekerken tamda yumurta haşlanan evin penceresinin önünden geçiryordu.Kokuyu almasına rağmen önemsemedi, ama bilinçaltı bir an önce kahvaltılık bir şeyler alması gerektiğini anımsattı.Sokakta her şey çok netti, bir iki ağacın yapraklarından gelen geceden kalma yağmur kokusu,bunun dışında sokak ve şehir hiç kokuyordu; sanki geceden havalansın diye kapısı sabaha kadar açık bırakılmış bir oda gibi, tertemiz ve mis. Bazı kokular yayılmaya başladı sokağa ;  penceresi açık mutfaklardan gelen patates ve yumurta kokuları ayrıca kahvaltının melodisi haline gelen çaykaşığı sesleri ve giderek artan şehir sesleri… Uyanan insanlar; yolları, arabaları, yerleri kullanacak insanlar; belki yalan söyleyecek belki kötülük edecek belki de iyilik için uyanan insanlar... En çoğu da işe gitmek için uyananlar. İş için evet, en büyük yarış için.Belki patronuna bir gün daha tahammül etmek üzere olanlar, ya da bir gün daha işçilerine eziyet etmek için uyananlar, belki de terfi için insanlar üzerinden patronlarına bir gün daha yamanmaya çalışacak olanlar.Evden çıkarken katiyen unutulmayıp yüzlere takılan maskeler.Kimselere söylenemeyen hatalar ve yanlışları da hatta yalanları da uyanır uyanmaz yanlarına alanlar… Önceki gün kendilerine verilen son şansı iyi değerlendirmek için bu güne umutla bakanlar, yarım kalan planlarına kaldıkları yerden devam etmek üzere yola koyulanlar, sabahlara kadar sınavlara çalışıp sınıf birincisi olmak için yola çıkanlar, metrolarda minbüslerde ve okul servislerinde camdan dışarı bakarken geç kalınmış hep ertelenmiş planlarını düşünenler, işyerine isteksizce gidip patrona yalancı bir gülüş satanlar, yaşamak adına yapmak zorunda oldukları şeyleri kendi yeteneklerine tercih edip hayalleri iyice törpülenenler,  her geçen gün biraz daha kaybolanlar ve hayattan saniye saniye silinenler… Hepsi günün en masum vakti olan güzel bir sabahı mahvetmek üzere uyanmışlardı artık.İnsana verilen güzel bir günü hırs ve öfkeleriyle mahvedecek ; havayı doğayı kirletecek ve yaşanacak kargaşadan en çokta koca gün etkilenecekti.Öğleye ve akşama doğru ne sabahın temiz kokusu ne de gerçekçiliği kalacaktı. Sabahın soğuk ama insanı içine çeken sıcaklığı kalacaktı… Yapılacak olan maraton, tozu dumana katıp akşama teslim edecekti karanlığın körpe ellerine…

 Sokaktaki sesler şehirdeki sesler yavaş yavaş artmaya başlamıştı.Bir süre önce sokağı dolduran kepenk seslerinin geldiği dükkanlarda sabah temizliği yapılmıştı.Şehir uyanmıştı artık, ve YARIŞ başlamıştı; dünkü bıraktıkları yerden. Bir sonraki sabah görüşmek üzere, şimdilik GÜNAYDIN!..             
          

8 Ocak 2013 Salı

Atlar Yarıştırılmasın Artık Öğrenciler Ne Güne Duruyor


Haberin var mı? Yar yar !
Türkiye'nin eğitim sistemine bağlı atlar mevkii’nde dün gece sa’at 03:06 sularında meydana gelen olayda bir öğrenci hayatına yazık etti.Yapılan ihbarın ardından olay yerine giden ekiplerin karşılaştıkları manzara 'işler açısı'ydı.
Edinilen bilgiye göre, farazi bilimler fakültesinde okuyan A.T bütün gece sabaha kadar çalışıp sınıf birincisi olmak istiyordu.Arkadaşlarının ısrarlarına aldırış etmeyen A.T sonuna kadar sürdürmek istediği bu yarıştan erken terhis oldu.Evde kalan diğer arkadaşlarının ifadelerine de yer veren emniyet,A.T'nin arkadaşı E.A şunları kaydetti ; ‘’çok fazla ders çalışıyordu devamlı final deyip sinirden gülüyordu ve bir türlü normal hayata adapte olamıyordu ayrıca A.T finallerden bu yana bize devamlı koşmak istediğini söylüyordu.Ne zaman bakkala gitse çok çabuk geliyordu, bizde bu yüzden ekmek almaya hep onu yollardık.’’
Olay yerine giden polisin yaşadıkları ise şöyleydi ; Bir öğrenci evinde meydana gelen olay, ders çalışma masasına kenetlenmiş bir öğrenci, içerde kıpırdamadan duruyor.Olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından rahatsızlığın sebebi ortaya çıktı ; ’soru’nun yetmezliği!’ .Hastalığın sebebini duyan polislerden biri duruma sinirlenerek orada hazır bulunan bir kürekle gencin ağzına vurarak ‘eğitime destek’ verdi.Ağzı hoşaf olan genç masasındaki notları göstermeye çalışarak bir şeyler mırıldanıyordu.Hâlâ’’notlarıma iyi bakın’’diyen gence bir eğitime destekte bu sefer komiserden kürekle geldi.
Yetkililerin yaptığı açıklamada, öğrencilerin at gibi yarıştırılmasına tepki gösterenlere karşı çıkarak Avrupa daki okullar örnek gösterildi.Son olarak bakanlık müsteşarının ‘seneye sınavları tek ayak yapıcam lan’ dediği kaydedildi.Bundan böyle üniversite girişlerine de ‘notunu düşüren kahraman olamaz’ yazısının asılacağını ve girişe de at heykeli diktireceğini açıkladı.

 At tv nin katkılarıyla hazırlanan attan al haberi sona ermiştir.iletişim için 
adres ; Atlararası milli eğitim bakanlığı, at boyu caddesi, atarlar sokak, athisar iş hanı, atlagel baytar a.ş clock at 8.20 de..
Merkez, ganyan bayii karşısı Ata Merkez