Şimdi gönlüm akşam pazarı, soğuk ve yağmurlu. Pazar
tezgahlarını aydınlatan, üzeri pembe mavi folyoyla kaplanmış yanan ışıklar
gibi. Her yerde bir telaş var şimdi… Gündüz özenle dizilen elmalar ; domatesler,
limonlar, patatesler şimdi talan olmuş kimisi yerlerde kimisi tekrar toplanmayı
bekliyor, dağılmış orta yerde. Şimdi bir çığlık ve yaygara hakim pazara, yağan
yağmura inat, botlar var herkesin ayağında; ayaz ise en ücra köşelerde bile
hissettiriyor kendini ve şimdi ‘Pazar’ bile üşüyor, ben üşüyorum.Pazar yeri bir
sokak bir hol… Pazarın dışındaki her yer karanlık.Karışık meyve kokuları
arasında pazarın içine doğru ilerlerken tepemizde pazar boyu devam eden
brandalar… Brandalar ıslak.Yağmur tanelerinin brandaya tıp tıp vurması
yürümenin ritmini tutuyor adeta.Ama brandaya çarpan her yağmur damlası kendini
ayırt ediyor ortamdaki zengin gürültüden… Hava bir hayli kasvetli ve deminden
beri ellerimizi soğutmayla meşgul olan rüzgar, şimdi yüzümüzü okşuyor bende
buradayım dercesine.Ama çok konuşmuyor kimse, her şey tezgahlardaki meyveler
gibi az ve öz şimdi. Herkes anlık hareket ediyor, sanki herkesin acelesi var ;
sanki herkes kaçıyor bir şeylerden..
Tezgahların aydınlatılması için yanan ışıklara telaşla
yardım eden jeneratörün sesi, şimdi çalışan kamyonun sesine karıştı.Işıklar
hala aynı, jeneratör sustu gibi. Rüzgar ise aynı deminde, kendi halinde.Pazarcıların
bağrışmalarındaki fonu üstlenen jeneratör, az önce çalışan kamyonun durmasıyla
tekrar sesini duyuruyor tüm tezgahlarına pazarın.Arada bir yere düşen demir
boruları ise sertlikten gem vururcasına ortamın çetin şartlarını yineletiyor.
Rüzgara yağmura ve
soğuğa aldırış etmeden dolaşan insanlar var pazarda, tek ve son ümitlerini
şimdi harcıyorlar.Hayatlarına baharın hiçbir zaman girmediği insanlar hep aynı
mevsimdeler.Ama şimdi mevsimlerden akşam pazarı… Dağılmış tezgahlarda meyve
seçerken; evden çıkmadan tezgahtan beklentilerini askıya almış ve o askıdan da
yalnızca montunu alıp çıkmışlardı dışarı.Ne götürürse kârdı. Şimdi pazar
kendisinden beklentileri olmayanlar içindi.Tam da ona göre hazırlamıştı
kendini.Tek başına pazara çıkmış kadınlar çoğunlukta ve hepsinin aklı evde altı
yanan yemekte.Kendini evden aşırmış çocuklar ise anneleriyle akşam pazarına
dahil oluyorlar şimdi…
Beklentilerini askıya alamayanlarda pazarda görünüyor şimdi.
Tüm umutlarını kartonlara doldurup denize atmış gibiler. Şimdi her yerde karton
aramaktalar, akşam pazarı onlar için bir umut, umut ise onlar için karton
demekti. Çünkü onlar beklentilerini askıya alacak askıları olmayanlardı.
Görevi bitmiş gibi durdu yağmur. Ama her yer ıslak ve soğuk
şimdi.Herkesin elinde poşetler yürüyorlar. Tezgahların önü arkası belli değil,etrafında
dönenler var.Bir de tezgahların altında bir oradan bir oraya kaçan umutlarını
tezgahtan yere düşenlerde arayan kediler var.Köpekler biraz ileride her yerin
sakinleşmesini beklemeye dalmışlar.Yere düşmeden ayıklanıp kasalara
kaldırılanların yanında, tezgahta atılmayı bir işe yaramayı bekleyen tek tük
meyveler de var. Bir tanesi var ki; hiç bir
işe yaramadan gün boyu bekleyip kimsenin poşetine girememiş, toplanan tezgahta
kasalarda yerini alamamış ve şimdi yere bile düşmemiş yapayalnız tek bir
domates var..
Gün boyu, özenle yaptığı cam kapakları olan el arabasıyla
simit pohaça satan adam şimdi çıktı pazardan, el arabası boştu.Ne de olsa
umutlarını el arabasında taşıyordu.
Toplanan tezgahların yerini, ezilmiş çürümüş meyveler ve
kartonlar aldı.Kamyonlara doldurulan kasaların içi rahat, kamyonlar çalıştı ve
her yerden kamyon sesi taştı ara sokaklara.Brandalar toplanınca apartmanlarda
yanan ışıklar görüldü,içinde yanmak üzere florasan lamba olan bir dairenin
penceresine ışık gelip giderek yandı ve şimdi tüm pencereler aynı, ışıklar
sanki sokak lambalarına destekti şimdi…
Ve şimdi gönlüm akşam pazarı, herkesin uzanabildiği… Her
tezgahta bir parça umut, her akşam pazarındaki yanan ışıklar gibi loş… Her
hatıra kadar masum… Herkes kadar yalnız.


