25 Mayıs 2013 Cumartesi

Bir Öykü'nün Kara Kutusu

Yaş oldu 23, cahit sıtkı'nın  'otuzbeş yaş' şiirini şimdi yazamam belki ama; dostoyevski'nin 'suç ve ceza' adlı romanındaki raskolnikov'un tefeci koca karıyı baltaladığı yaştayım.Ve baltayı kendi kalbime vurarak yaşıyorum.Çünkü her attığında onun adını duyuyorum.Hiç bir şey yapmadan mezar taşı misali bekliyorum.Kabullendikçe, kendi mezarıma toprak atıyorum.Omuzlarımdaki yük kendi tabutumun ağırlığı, bu yüzdendir biraz kamburluğum.Benimkisi, önümde akan dereden karşıya geçmek için suyun durmasını beklemekti, biliyorum.Gerçek dünyada yalnızdım; beraber olamadığımız masmavi okyanus kenarında. Ben de şimdi tüm gerizekalılar gibi yaşıyor taklidi yapacağım.Hüznümü gemilere yükledim; bırak, limanlarına yanaşsınlar.İsteğim, hayaline yol olmaktı fazlası değil.Çünkü bendeki istemek, karnesine teşekkür gelmiş çocuğun değil, teşekkürü bir puanla kaçırmış çocuğun başarısıydı.Şimdi hiç yorulma, yolun uzun ama yol gözünde büyümesin; çünkü yolun sonu hep deniz.Otuz beş yaşımda görüşmek üzere.




23 Mayıs 2013 Perşembe

Medeni Dünya İnsanı & Modern Kölelik


'Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar' (mehmet akif ersoy)

Aslında yazının başlığını birbirinden ayıramadım.İkisi o kadar şık duruyor ve o kadar eş anlamlı ki, bozmak içimden gelmedi.Medeniyet, dünya ve insan; her ne kadar bu çağlara ait görünse de aslında altında yatan kölelik, çokta yeni bir şey olmadığını gösteriyor.Sadece isimleri değişmiş.Kölelik, eski bir kavram olsa da günümüzde tıpkı yeni açılan mağazaların indirim reyonlarındaki gibi süslenerek konmuş önümüze;Modern dünya insanı !
Medeni dünya insanı dedikleri şey, sadece utanç verici rekabetlerin sonucu kazanılmış başarılarıyla övünen ve sonrasında adına insanlık dediği yapmacık iyilikleriyle bir modern var olma çabasıdır.Bunun farkına varan insanlar da haklı olarak yakıp yıkmak isteyebilir her şeyi... Çünkü insan olmanın haysiyetini mahvedip sahte bir dünya oluşturan bu düzenden ve insanlığı bu acınası duruma getirip mükemmeliyetçiliği aşılayan, gün geçtikçe kendi hayallerinde boğulan insanoğluna yapılan bu vahşet dolu yaşam, insanı bu hale getirdi.Reklamlarla saçma sapan dizi-filmlerle beyni yıkanan ve algılarında sadece güçlünün ve kötünün yanında yer alma gayreti aşılanan bu insanlar sadece tadımlık zevkleri yaşayarak hayatta kalmaya, yaşadığını sanmaya devam ediyor.Aslında sadece insanları nefes alabiliyor olmanın ve düşünebiliyor  olmanın kıymetini bilmeden yaşatıyorlar.
Bugün en mutlu görünen bir insan bile kendi içinde bir yalnızlık taşıyor.İnsanlığın kalbine yapılan bütün bu operasyonlar kalabalıklar içinde bir yığın yalnızlık oluşturdu.İnsanlar artık neyden nasıl mutlu olmaları gerektiğini bile bilmiyorlar.Mutluluk öğretilen öğrenilen bir şey haline gelmiş durumda.Gelinen nokta gösteriyor ki, bütün iş ve çalışma yaşamı, hatta okul hayatından itibaren bu yarışsal tutumlar rekabetçi ve hırslı bireylerin oluşmasına sebep oldu.Bu durum beraberinde insanlığı unutmayı ve hata kabul etmeyen robotsal bir yaşamı getirdi.Bu yüzden çok fazla mükemmeliyçiyiz.Her şeyi bilmek isteme çabası içindeyiz.Ve bu yüzden hata yapma korkusuyla yetenekleri törpülenen insanlar var.Her şeyi çok kolay harcanan hale getirdik.Bu da bize her şeyi çok kolay harcama; insanı, emeği bile çok kolay tüketme alışkanlığını getirdi.Aslında anlamların kavramların yerleri bile değişti.İyilik yapmak dediğimiz şeyler aslında olması gereken şeylerdir.Bütün bunlar insanın kendi özünü unutmasıyla gerçekleşiyor.
Reklam bombardımanları insanları ne kadar pompalıyorsa, modern     dünyanın insanı da bu durum karşısında kendi ruhunu baltalıyor.Kendi ruhu bütün bu karmaşanın içinde can çekişirken öte yandan da fiziken yaşamaya çalışıyor.Halbuki ruh, insanlığını yaşadığı müddetçe huzur bulur.Bu kadar adaletsiz ve hezeyan dolu toplumda hiç bir ruh mutlu değildir mutlu olamaz.Olabilen kişi, medeni dünya insanı dedikleri enjekteyi iliklerine kadar yemiş ve artık hiç bişeyden etkilenmeyen; her şeye boş ver diyerek yaşayan, etkisiz bir birey haline gelmiştir.Bu durumda da 'yaşıyorum' demesi, bir ölününkinden farklı değildir.
Karaktersiz tv programlarıyla, insanların karakterlerine nüfuz eden; bozuk, felç olmuş davranış ve tutumlar algılar ilerde daha da önü alınamayan ve devamlı birbirini ezip geçen insan topluluklarının oluşmasına sebep olacaktır.Nasıl ki yeni açılan bir mağaza'nın indirim reyonundaki ürünlerini almaya giderken insanlar birbirlerini ezip geçiyor, işte bu şekilde bir dünya oluşturulmak isteniyor.
Paranın her şeyden üstün geldiği bir dünya, insanları kendi yeteneklerine bakmaksızın istemedikleri işlerde çalışmaya itiyor.Ardından gelen reklamlar sayesinde de yine lazım olmayan eşyalar alıyorlar, her yeri doldurup süslüyorlar.Sade olan hiç bir mekan yok artık.Herşey gösterişli olmak zorunda.Bütün ağaçlar ormanlar gökdelenler için yakılıp yıkılıyor.Yakılıp yıkılan ağaçların yıkılmaması için de kampanyalar başlatan insanoğlu bir kere oturup uğruna dava açtığı o ağaçların gölgesinde bir çay içmişliği yok.Çünkü ağaçların yıkılmasına karşı çıkmak da sistem'e dahildir.Bir mekandaki yeşilliğin ya da bir tabiat güzelliği olan bir yerden istifade edemeyen ölü ruhlar halide geldik.Devamlı beton yığınları arasında, insanlık dışı şeyler kurup on yıl sonrasına göre büyük planlar yapan caniler olduk.Devamlı bitmeyen saatlerce çalışılan mesailer yüzünden sokaktan geçerken bir çiçeğe bile dikkat etmeden üstüne basıp geçtik, ya da güzel bir sabaha uyanıp günün soğukluğuna sövüp saydık.Bütün bunlar asabi bir toplum olmamıza zemin hazırladı.Neden avrupadaki devletler daha dingin daha kozmopolit bir yaşam sürüyor sanıyorsunuz.Onların televizyonları bu kadar cani değil, bu kadar katil değil.İnsanlara devamlı vurdu kırdı filmleri izletilip sonra aynısı sokakta gerçekleşince akşam haberlerinde yine aynı insanlara haber olarak izletmiyorlar.Televizyonun bunda rolü çok büyük.İnternetin de tabi ki.Aslında bir çok şey.Ama iş insanda bitiyor...
İnsan eğer birey olarak gerçekten önündeki seçenekten insan olmayı seçerse bunu yapabilir.İnsan olmanın müşterisi çok az olur.Çünkü değerli şeyler pahalı olur.Balzac'ın da dediği gibi 'dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz' eğer kendimizi dürüst hissediyosak ya da dürüst kabul ediyorsak, insan olmanın alternatiflerini aramamız gerek.Şimdiye kadar anlatılan hayat karmaşasından kafamızı kaldırıp kendimize bakabilmemiz için dünyaca ünlü düşünürleri veya yazarları takip etmemiz onların yolundan gitmemiz gerek.Çünkü yüzyıllar önce bu gidişatı o günlerden görüp buna dur diyebilmek için romanlarında eserlerinde anlatan yazarlar var.Dostoyevski 'suç ve ceza' adlı romanın da o yüzyılın rusyasını kendi üslubuyla dile getirdi ve bir şeyler anlatmak istedi.Topluma unutturulan ve görmezden getirilen türk yazarlarımız da var.Cemil Meriç gibi toplumsal yaşamdan bahseden adeta sosyolojik sentezlerle dolu kitaplar da bu günlere ışık tutmak ve bu günü anlamak için var.Çünkü her yazar topluma bir soru sorar.Ayrıca descartes, iyi kitaplar okumayı, konuşma imkanımızın bulunmadığı geçmişteki muhteşem insanlarla sohbet olarak görmüştür.
Günümüzde, insanları belirli kalıpları kullanarak düşünmeleri sağlanıyor.Bunu yıkabilmenin yolu, etkin bir evrensel insanlık anlayışıdır.Bu da etnik köken ayırt etmeden sadece yazarlığından istifade edebileceğimiz insanların kitaplarını okumakla olur.Çabuk tüketilen bilgi toplumunda iyi okumak iyi düşünmek gerek.En değerli bilgimiz, insan olma haysiyetimizdir.Bunu karalamalarına izin vermemeliyiz.Kimse kimseden üstün veya âli değildir.Sabahattin Ali'nin konuyla ilgili güzel bir paragrafı var;”Dünya’nın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!...Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”